Ýddaa Tahmin

ArÅŸiv ‘Dünyadan Spor’ Category

PostHeaderIcon Çoban’dan 2 altın 1 bronz

Gençler ve 23 YaÅŸaltı Avrupa Halter Åžampiyonası’nda, bayanlar 53 kiloda AyÅŸegül Çoban 2 altın ve 1 bronz madalya kazandı. Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki ÅŸampiyonada AyÅŸegül Çoban
koparmada kaldırdığı 78 kiloyla üçüncülüğü elde etti. Türk halterci, silkmede 105 kiloluk kaldırışıyla ve toplamda da 183 kiloyla ilk sırada yer
alarak altın madalyaya uzandı.

PostHeaderIcon Boksta neler oluyor?

Boks Federasyonu BaÅŸkanı Eyüp Gözgeç’in kararlarını beÄŸenmeyen milli takım antrenörlerinin 6′sı görevinden istifa etti.İsitifalarını sunan antrenörler şöyle:Cahit Süme: Büyüklerden sorumlu milli takım antrenörüRagıp Pala: Büyüklerden sorumlu milli takım antrenörüAsalettin PekdoÄŸan: Gençlerden sorumlu milli
takım antrenörüSelahattin Başaran: Bayanlar sorumlu milli takım antrenörüSefer Karataş: Yıldızlardan sorumlu milli takım antrenörüDavut Çınarlar: Genç bayanlardan
sorumlu milli takım antrenörü

PostHeaderIcon DeÄŸnek ve iki ucu

Pazar günkü derbide yaşananlar, gösterilen performanslar ve ortaya çıkan sonuç hiç de şaşırtıcı değildi. (Beklentilerime göre belki Iverson birkaç basket daha atabilirdi ama sonucu tayin edecek kadar etkili olmasını beklemedim)İnsanlarda inanılmaz bir Allen Iverson heyecanı var. Beklentiler çok büyük ve işin kötüsü bu
beklentilerin “hemen” karşılanmasını istiyorlar. Fakat ona da hak vermek gerek. Daha da önemlisi BeÅŸiktaÅŸ Cola Turka, bir yandan ondan verim almak isterken diÄŸer yandan da haklı olarak,
yoluna devam ettiği iki kulvarda da kayıp yaşamak istemiyor.Ancak şimdiden Iverson ile
ikide sıfır yapıldı. Bu noktada bazı gerçeklerle yüzleÅŸelim…* Iverson, kariyerinin
sonlarında Avrupa basketboluyla tanıştı. Buradaki oyun tarzı, kurallar çok farklı! Birebir oynayıp adamını geçse gelecek yardımlar hep ona “Bu da ne
böyle!” dedirtecek ÅŸeyler… Ona biraz zaman verin!* Åžunu kabul edelim… Allen
Iverson’ın en iyi yaptığı iÅŸ sayı atmak! Bu da BeÅŸiktaÅŸ Cola Turka’nın zaten en iyi
yaptığı şey! Üstelik kadronun en zengin yeri olan guard pozisyonunun bir parçası. Pazar günü de görüldü ki, atarak değil tutarak kazanmak isteyen
takımlar karşısında iÅŸleri çok zor oluyor. Takıma yeni silah eklemek yerine duvar ördürmek lazım. Asıl sorun bu!* Burak Bıyıktay itiraf etti. Iverson’ı oynatıp hem
onu hem de taraftarı küstürmemek adına bazı tavizler veriyor. Başka biri olsa o fiziksel durumda asla süre alamaz! Hemofarm maçının son dakikalarda, o
maçta harika oynayan Cüneyt olurdu eğer Iverson olmasaydı ama hazır olmayan Iverson ile risk alındı. Iverson ile Chatman aynı
anda, ancak bilgisayar oyunlarında büyük iÅŸler yapar yoksa iki topla oynanmalı bu spor ki hem Chatman hem de Iverson sahada etkili olsun. (Bu arada Chatman’ın “Bu takımın lideri benim” tarzı basketbolu ile Iverson’ın beklentileri de ne kadar uyumlu olacak zamanla göreceÄŸiz.)Bir süre Iverson’ı az izlemeye razı olalım ki o hazır hale geldiÄŸinde takım hedeflerinden uzaklaÅŸmış olmasın.
Hedefi olmayan bir BeÅŸiktaÅŸ Cola Turka’nın Iverson’ı motive etmesi de zor olacak. (Tabi bu süreçte Iverson da hazır olmadığını kabullenip bir süre az olacak sürelerini kabullenmeli)Gelelim Fenerbahçe
Ülker’e…Harika bir kadroları var. Kötü gününde olan bir oyuncunun yeri kolay doluyor. Ama daha önemlisi, savunmayla maç
kazanmaya çalışıyorlar ki birçok rakibinden ayrıldıkları en önemli faktör de bu… Regal Barcelona
ve BeÅŸiktaÅŸ Cola Turka deplasmanlarında rakipleri 70′in altında tutmak her takımın
baÅŸarabileceÄŸi bir ÅŸey deÄŸil…Sean May transferinin çok bir artısı olacağını sanmıyorum zira NBA’in “bitmeye yüz tutmuÅŸ” isimlerinden kendisi. Toparlanmış bir Kaya Peker Fenerbahçe Ülker’e daha fazla yarar
saÄŸlar…Ve Ömer Onan! Bir kez daha herkesi büyüleyen bir basketbol oynadı. Hem Türkiye’de hem de Avrupa’da, oyunun her iki yönünde de bu
kadar etkili oynayan kaç guard var! Sanal alemde dönen “Her skorer guard bir gün Ömer
Onan’ın savunmasını tadacak” veya “Gerçek skorer Ömer Onan’ın savunmasında belli olur” gibi çok hoÅŸ
ve doğruluk payı yüksek sözleri sonuna kadar hak ediyor.Kadro kalitesi olarak örnek alınması pek kolay değil ancak oyun felsefesi
anlamında bu sezon izlediÄŸimiz Fenerbahçe Ülker ders niteliÄŸinde…

PostHeaderIcon Tas aynı, hamam da…

Galatasaray’da deÄŸiÅŸen hiçbir ÅŸey yok… Takım, futbol, sonuçlar, vb. Tüm
Galatasaraylıların alıştığı şekilde devam ediyor. Ara ara mücadele eden takım, girilen pozisyonlarda inanılmaz beceriksizlikler ve son vuruş
eksiklikleri, kendi kalesinde verdiÄŸi net pozisyonlar, 60′tan sonra düşmeye baÅŸlayan takım ve girdiklerinde oyuna hiçbir katkı yapamayan yedek
oyuncular… Ve artık herkes bunu kabullenmeye baÅŸladı; Arda ve Baros’suz Galatasaray bundan fazlasını belli ki yapamayacak…Ligin zirvesi için
bir beklentiye girilmesi artık söz konusu değil. Artık tüm çaba önemli maçlarda taraftara hediye edilebilecek galibiyetler ve anlamı artık çok çok az
olan Türkiye Kupası için olacak. Daha Kasım ayındayken koskoca sezonun bu hale gelmesi ise
akıl alır gibi değil. Sorumlular ve yapılması gerekenleri defalarca yazdık, yine girmeyeceğim.İşin üzücü taraflarından biri de 5 haftada 4
maçta gol atamamış takım, Kayseri’den de 1 puanla dönüyor ve Galatasaray camiasına
hakim olan duygu mutsuzluktan daha çok mutluluk bu maç için.  Bunu teknik direktör de açık açık söylüyor basın toplantısında. Orta sahada ne iÅŸi
var diye düşündüğümüz oyuncular biraz koÅŸunca iyi gözükmeye baÅŸlıyorlar gözlere… Aldığı her topu gerekli gereksiz kaleye vuran ama vurması
gereken yerlerde vuramayan Pino bir ara kurtarıcı oldu takımda… Maçı kurtarmak için oyuna en son Aydın
giriyor, yıllardır tribünlerin sabrını tüketmiÅŸ bir oyuncu olmasına raÄŸmen… Son iki hafta maçlarını kazansa 5. olacak takım 10. olarak
İstanbul’a dönüyor, herkes duruma alışmış… Verilmeyen penaltılara çıkarılacak ses bile yok camiada…Bütün bunlar bir araya
geldiÄŸinde daha da üzücü bir hal alıyor Galatasaray’ın durumu. Artık olabilecek en
olumlu ÅŸey, anlık mutluluklar Galatasaraylılara… Bu hafta da bunun için bir fırsat var. Ali Sami Yen’deki son derbi… Pazar günkü maça
herkes umutla gidecektir ama ne yazık ki güvenle deÄŸil… Hagi elinden geleni yapıyor ama
elinden de fazla bir ÅŸey gelmediÄŸini görüyoruz. Arda ve Baros’un durumu yine haftanın en önemli
geliÅŸmesi olacak baÅŸta Hagi, tüm Galatasaraylılar için…Son olarak da iki cümle Misimovic konusuna… Galatasaray’ın
ileri ucuna 8-9 maç kimi koysanız ya bir gol atar, ya gol pası verir, herhangi bir ÅŸey yapar… Misimovic hiçbir ÅŸey yapmadı, yapamadı… Fiziksel olarak bir türlü hazır olmadı… Bu seviyedeki
bir oyuncu için hayal kırıklığından da öte kötü bir performansı vardı. Ammaaa, tüm bunlara raÄŸmen Hagi onu kazanmanın yollarını bulmalıydı. Kadro dışı bırakmak en kolay çözüm, Hagi bu konuda kolaya kaçtı… Galatasaray’ın menfaati için sabırlı olup, ÅŸartları zorlamalıydı…Twitter’dan takip edebilirsiniz:  www.twitter.com/emreugurlu

PostHeaderIcon Hem altın, hem gümüş madalya!

Sırbistan’da düzenlenen Avrupa Karmalar Masa Tenisi
Şampiyonasının finalinde rakibine 4-3 yenilen Melek Hu ve Jevtovic çifti Avrupa ikincisi olarak gümüş
madalya kazandı; Bora Vang ve Şirin He ikilisi ise birinci olarak altın madalyanın sahibi oldu.Şampiyonanın son gününde yapılan yarı final
maçlarında Fenerbahçe Spor Kulübü Masa
Tenisi Şubesi Sporcularından Melek Hu, partneri Marko Jevtovic, Sırp ve Litvanyalı rakipleri
Karakaseviç ve Paskauskiene çiftini 4-1 yenerek finale kaldı. Yarı finalde Türk Milli Takımı’ndan Bora Vang- Åžirin He çifti de Beleruslu rakiplerini
4-2 yenerek, finalde Melek Hu ve partnerinin rakibi oldular.Avrupa Karmalar Masa Tenisi Åžampiyonası’nda ilk defa Türk Sporcular birbirlerine karşı final mücadelesi verdi. Bora
Vang-Şirin He ikilisi karşılaşmayı 4-3 kazanarak altın madalya kazanırken, Melek Hu ve takım arkadaşı
Marko Jevtovic de Avrupa ikincisi olarak gümüş madalya aldılar.Öte yandan Melek Hu’nun da
mücadele ettiği Türkiye Masa Tenisi Bayan Milli
Takımı, Slovenya ile 23 Kasım tarihinde yapacağı Joola Avrupa Birinci Ligi maçı için bu ülkeye
geçecek. İlk yarıyı lider tamamlayan bayan milli takımı, ikinci yarı maçlarında bu başarısını sürdürmek için Slovenya önünde galibiyeti hedefliyor. Milli takım Slovenya
önünde Melek Hu, Şirin He ve Fulya Özler üçlüsü ile mücadele edecek.

PostHeaderIcon Cepten yedik

Ligin 6. haftasında Kayseri deplasmanından golsüz beraberlikle ayrıldıktan sonra düne kadar oynadığı maçlarda 6’da 6 yapıp, ligde tozu dumana
katıp zirveye yerleÅŸti. Dün kendi evinde EskiÅŸehir’i konuk eden Trabzonspor’dan herkes normal olarak galibiyet bekliyordu ki konuk ekip
fırtınanın hızını kesti.Sakat Glowacki ve cezalı Ceyhun’dan yoksun olunması Trabzonspor açısından büyük bir dezavantaj olarak görülmüyordu. Zira dün akÅŸam ki maçın
berabere bitmesinin bu iki eksiklikle uzaktan yakından alakası yoktu.Maç baÅŸladığında rakip EskiÅŸehir’in hocası cezalı olduÄŸundan
dolayı tribünde, rakip 11’in en az 7-8 tanesi ise bu zorlu deplasmandan puan çıkarmak adına kendi yarı sahasındaydı. Maçın zor geçeceÄŸi rakibin
sahaya diziliş şeklinden belli oluyordu. Pozisyon zenginliğinin düşük, mücadelenin ve tansiyonun yüksek olduğu maç iki takımında gol bulamamasına
neden oldu. Åžans faktörünün yıllardır Trabzon’dan yana olmamasını zaten demeye gerek yok.BeraberliÄŸin mimarlarına şöyle bir
deÄŸinecek olursak;Kaleci Onur’a pek iÅŸ düşmediÄŸi bir maç olsa da son dakika EskiÅŸehir atağında tek seferde iki hamle ile takımını
maÄŸlubiyetten kurtarması, sonrasında taraftarın Onur tezahüratı güzeldi.Dörtlü defansın zayıf halkası çoÄŸu maçta olduÄŸu gibi Cale oldu. Egemen’in yüreÄŸini ortaya koyarak oynaması, Giray’ın çabukluÄŸu ve Serkan’ın bitmek
bilmeyen enerjisi olduÄŸu sürece Trabzonspor’a gol atmak kolay bir iÅŸ deÄŸil.Ortasahada Engin, Burak ve Selçuk’un milli maçtan
dolayı yorgun oluÅŸu, Colman’ın uzun bir süredir futbol oynamak yerine oynamamaktan yana sergilediÄŸi davranış bu mevkide bir ÅŸeyler yapmak
isteyen Jaja’yı yalnız ve çaresiz bıraktı. Geçen haftanın kahramanı Jaja her ne kadar kaliteli bir
oyuncu olduÄŸunu gösterse de Bursa’da aldığı topları alamayınca o da istenileni veremedi.Gole en yakın oyuncu olan Umut ise bu
haftaya kadar oynanan her maçta koÅŸtuÄŸunun yarısını milli maçta koÅŸunca diÄŸer yarısı dün akÅŸamki maça kaldı ve bu da akÅŸam ki maça yetmedi.İkinci yarı oyuna dahil olan Alanzinho’da hafif kıpırdanmalar vardı. Yattara ise bildiÄŸiniz
gibiydi!Hal böyle olunca yarım puana razı Eskişehir karşısında gol sevinci yaşanamadı ve Trabzonspor ligin 13. haftasında cepten yedi.Aslında bu cepten yedik lafı
hoÅŸuma gitmedi deÄŸil. BeraberliÄŸe üzülsek de Trabzonspor’un berabere kaldığı haftada rakiplerinin kazanmasına raÄŸmen zirvede kalması bizde
cepten yiyebiliyormuÅŸuz dedirtti. İlk ve son olması dileÄŸiyle…Hakem Süleyman Abay’a ne söylesek azdır. Penaltı pozisyonlarını
herkes eleştirecek olduğundan girmiyorum. Sadece bordo-mavililerin yüklendiği dakikalarda oyunu soğutma çabası kulaklarının çınlanmasına neden
olmuÅŸtur.

PostHeaderIcon Serdar KurtuluÅŸ

Serdar öyle bir oyuncu ki, onun yaÅŸadıkları Türk futbolunun ve BeÅŸiktaÅŸ’ın bir
özeti gibi.Son iki haftadır Gaziantepspor’u izlerken gözüm
sürekli Serdar KurtuluÅŸ’a takıldı. Onu seyrederken, bir yandan da geçmiÅŸe gittim.Ona Tigana’nın, SaÄŸlam’ın ve nihayet Denizli’nin gözüyle
bakmaya çalıştım. Çünkü Serdar öyle bir oyuncu ki, onun yaÅŸadıkları Türk futbolunun ve BeÅŸiktaÅŸ’ın bir özeti gibi.Hani Banu Yelkovan’ın Arda hakkında yazdığı bir yazı vardı geçenlerde. Arda’nın
hayatının kırılma noktalarıyla dolu olduğunu anlattığı. Ve bu ülkede bir futbolcunun (veya herhangi bir gencin) sadece bu olağandışı kırılma
noktalarıyla fark edilebileceÄŸine getirdiÄŸi. Ve o kırılma noktalarıyla bir yere varabilenleri nasıl kırabildiÄŸimiz üzerine.Serdar’ın da
hikâyesi, yetenekleri ve potansiyeli yüksek bir oyuncunun, ancak “alışılmadık” bir hocayla ve yöneticilerin
“alışılmadık” bir transfer kararıyla keÅŸfedilebileceÄŸini anlatarak baÅŸlıyor. Ve yine alışıldık bir teknik direktör / yönetici kararıyla
kazandıklarının geri alınabileceÄŸini anlatarak devam ediyor. (“Bitiyor” demek gelmedi içimden.)“Thinking out of
box” denir adına ÅŸirket eÄŸitimlerinde. Kalıplarının dışına çıkmaya sevk edilir çalışanlar eÄŸitmenlerce. Oysa bilmezler ki, önemli olan, aynı
zamanda o çalışanların yöneticilerinin de kalıpların dışına çıkanlara olumlu bakabilmeyi bilmesidir.***18 yaşında Bursa’da
fark ediliyor Serdar. Ancak BeÅŸiktaÅŸ’a gelebilmek için Tigana gibi anlayan ve bilen
gözlere ihtiyacı oluyor. Ä°lginçtir, yöneticilerin yabancı bir teknik adamdan isteklerinin hem “kısa vadeli baÅŸarı” hem de
“genç yetenekleri keÅŸfetme” ikilemi (saçmalığı diyemedim) göstermediÄŸi nadir ama kısacık bir döneme denk geliyor BeÅŸiktaÅŸ’a geliÅŸi.Cruyff’un da sürekli tekrarladığı bir ÅŸeydir. Oyuncuları
yaptıklarıyla değerlendirmek yetmez, onun yapabileceklerini de gözünüzde canlandırabilmeniz gerekir. Düşünce tarzını ve düşüncelerini pratiğe
dökebilme gücünü. Tigana da Serdar’a böyle bakıyor.Öğretmen Tigana’nın en iyi öğrencisi oluyor. Çünkü Serdar, Tigana’nın diÄŸer gençlerine
nazaran öğrenmeye daha açık davranıyor.Burak gibi kendi taraftarına bile itici gelen aldatmalarla vakit harcamıyor. İbrahim Akın gibi at yarışına deÄŸil tamamen futbola odaklanıyor. Gökhan Güleç’ten daha hızlı öğreniyor. Hatta Bobo’dan bile daha
fazla geliÅŸtiriyor kendini..Tigana bu niteliklere sahip bir oyuncuyu saÄŸ bek pozisyonunun kesmeyeceÄŸini düşünerek Serdar’ı orta sahada
kullanmaya başlıyor. Zaten sağ bek için elinde Ali Tandoğan gibi yaşına rağmen kendini geliştirmekten
vazgeçmeyen bir savunmacı da var.Serdar, kısa sürede Türkiye’nin en iyi ön liberosu haline geliyor. Aslında tarzı ön liberodan ziyade,
İngilizlerin “box-to-box” dediÄŸi iki on sekiz arasında oynayan orta saha oyuncularına uyuyor. Sezonun sonuna doÄŸru ÅŸutunu da geliÅŸtiriyor.
Tek bir sezon için müthiş bir ilerleme kaydediyor.***Ertuğrul Sağlam
geldiğinde Serdar için yine sağ beki uygun görüyor. Ancak Serdar Özkan ile iyi bir ikili
oluÅŸturuyorlar. İsabetli ortalarıyla BeÅŸiktaÅŸ’ın gollerinin çoÄŸuna imzasını atıyor. Kısa
sürede ayın futbolcusu oluyor, milli takıma seçiliyor.Ve o kritik gece. Birçok Beşiktaşlı oyuncunun hayatının dönüm noktalarından biri
olan o talihsiz gece. Marsilya deplasmanında, Şampiyonlar
Ligi’nin açılış karşılaÅŸmasında fena sakatlanıyor. Sezona ara veriyor.Ancak bu dönemde ErtuÄŸrul SaÄŸlam istifa ediyor ve Mustafa Denizli
geliyor. Serdar sezonun geri kalanında toparlanamıyor, toparlansa da fazla forma ÅŸansı bulamıyor.Bu arada Serdar, ErtuÄŸrul SaÄŸlam’ın gerekeni yaptığını söylemeye cesaret eden ve ayrılışının ardından ondan övgüyle
bahseden ilk (belki de tek) oyuncu oluyor BeÅŸiktaÅŸ’ta.Ertesi sezonun başında
ise benzersiz bir kararla, Tabata transferinin bir parçası olarak bedavaya Gaziantep’e gönderiliyor. Hem de takımda saÄŸ bek sıkıntısı tavan yapmışken.
Hem de BeÅŸiktaÅŸ, Serdar için Rusya ve Fransa’dan gelen teklifleri reddetmiÅŸken.***Gaziantep’te izlediÄŸimiz
Serdar daha farklı. Savunmayı yeteri kadar yapıyor. Oyununu aklıyla birleştirerek minimum enerji harcıyor.Ancak asıl farkı hücuma olan
katkısı. Aldığı her topu mümkün olduğunda ileri oynuyor. (Bu çok büyük bir istisna.) Genellikle de isabetli oynuyor. Gerekirse etkili şutlar atıyor.
Dahası her iki ayağını da kullanabiliyor. Bunun sonucunda da kritik anlarda attığı goller takımına 9 puan kazandırdı.***Dedim
ya, Türk futbolunun bir özeti Serdar’ın kısacık dönemde yaÅŸadıkları. Ancak yabancı ve aynı zamanda gençlere deÄŸer veren bir hoca tarafından fark
edilmesi. Sağ beke ve orta saha dinamizmine ihtiyacı olan bir takımdan anlamsız bir şekilde gönderilmesi.Kısa vadeli başarı peşindeki
vizyonsuz yöneticiler. Hiçbir mantık bulamayacağınız anlamsız takaslar. Gençlere inanan bir hoca, sonra gençlere inansa bile elleri kolları bağlanmış
bir hoca ve nihayet deneyime inanan bir hoca. Her şey var bu öyküde.***Hiddink,
hücuma katkısı olacak bekler istiyorsa, ama aynı zamanda oyun içinde joker olarak kullanabileceği, gerektiğinde ortanın sağına veya göbeğine
çekebileceÄŸi bir oyuncu arıyorsa Serdar’ın potansiyelini çok iyi analiz etmeli.Çünkü Hiddink
ve Serdar birbirlerine çok ÅŸey katabilirler…

PostHeaderIcon Sadece NBA’de yıldızlaÅŸmadılar!

ÖZEL İNCELEMESedat BALCI sedatb@sporx.com
Basketbolu seven hemen herkes için NBA’in yeri ayrıdır. Basketbol felsefeleri tartışılabilir. Avrupa’nın, kimilerine göre sıkıcı olan basketbol tarzını seven biri,
NBA parkelerinde görmek istediÄŸi basketbolu ancak playoff’larda görür. Ama tartışılmayacak bir ÅŸey
varsa o da, rüya ligdeki bazı oyuncuları canlı canlı, hatta kendi
takımlarımızda izleme hayalimizdir.Avrupa’da her sezon yüzlerce ABD’li basketbolcu forma giyiyor. GeçmiÅŸten bugüne baktığımızda ise bu
sayı dört hanelere çıkıyor. Ancak bu binler içinde öyle isimler var ki… NBA’de yıldız olup
Avrupa’ya gelenler ya da NBA’den, genç denebilecek yaÅŸta ayrılıp bu özel deneyimi daha erken
yaÅŸayanlar… Oysa alışmışız, 35′lerinden sonra, haftada 1-2 gün maç yapmak ve nispeten iyi paralar kazanmak için Avrupa’yı seçen oyuncuları
görmeye…Bu kuralları yıkan oyuncular ve o döneme hakim olan sisteme karşı isyan bayrağı çeken kulüp yönetimleri, 90′lardan bu yana bazı
özel isimleri Avrupa basketboluna sundu. Bu zincirin son ve belki de en büyük halkası ise Allen Iverson…Bu incelemede
sizlere, yakın geçmiÅŸte NBA’den ayrılıp ABD dışında basketbol oynamayı seçip bu
kararlarıyla ses getirmiÅŸ oyuncuları tanıtacağız.Aslında ucu açık bir konu olduÄŸundan aklınızdaki pek çok farklı ismi, hatta Avrupa’nın
basketbol anlamındaki küçük ülkelerinde tek tük boy göstermiş Magic Johnson (İsveç), Dennis
Rodman (İngiltere) ve Scottie Pippen (Finlandiya) gibi efsaneleri bile bu listeye ekleyebilirsiniz ancak, daha profesyonel
anlaşmalarla daha uzun süreli görev almış isimleri bu listeye koyduk. Kariyeriyle bu listenin en üstlerinde olmayı hak eden George
Gervin, Tom Chambers, Bob McAdoo, Bill Laimbeer, Kurt Rambis, Eddie Johnson, Michael Cooper, Alex English, Roy Tarpley, Marc Iavaroni, P.J. Brown,
Brad Miller, Antonio Davis, Ben Wallace, Spudd Webb, Brian Shaw, Mahmoud Abdul Rauf, Kenny Anderson ve Scott Skiles gibi
isimlerle bu listeyi uzatmak mümkün…İşte sizler için yakın tarihten seçtiklerim…10- Udonis HaslemO gerçek bir görev adamı. Boyalı alanda yıllardır istikrarını korur, pis iÅŸleri sever,
ribauntlarda etkili bir isim olur. Miami Heat’te kimler geldi, kimler geçti ancak o hep Florida’da kaldı. Fransa’nın Chalon-sur-Saône takımında 2002-2003 sezonunda baÅŸlayan profesyonel kariyeri
sonrası 30 yaşındaki oyuncu Heat’e geçti ve 2003-2004 sezonundan bu yana takımın vazgeçilmezleri arasında yer almasını bildi. 9- Rolando BlackmanRolando
Blackman ismi iki anlamda bizim için çok özel bir yere sahip! Efes Pilsen’in, 1996′da kazandığı Koraç Kupası finalinde rakibi, bugün Armani Jeans Milano ismiyle izlediÄŸimiz ancak o dönem
Avrupa’nın en önemli ekipleridnen olan Stefanel Milano idi. Bogdan Tanjevic yönetimindeki bu takımda
kimler yoktu ki! Gregor Fucka, Dejan Bodiroga ve Rolando Blackman… NBA’de 4 kez
All-Star oynayacak kadar baÅŸarılı bir isim olmuÅŸ bu guard, forma giydiÄŸi dönemde hem hücum hem de savunmadaki etkinliÄŸiyle tanınmıştı.Basketbolu bıraktıktan sonra coachluk yapmya baÅŸlayan ve özellikle takımların savunma coachu olan ve hem Dallas Mavericks hem de Almanya Milli Takımı’nda bu görevi yerine getiren Blackman, son olarak 2010 Dünya Basketbol Åžampiyonası’nda, eski
antrenörü Bogdan Tanjevic’in ekibinde yer alıp 12 Dev
Adam’ın savunma coachluÄŸunu yaptı.Rolando Blackman ile ilgili bir not daha… NBA
kariyerinin son iki yılını geçirdiÄŸi New York Knicks’te 1994 yılında NBA Finali’ni gören ancak serinin son iki maçında John Starks’ın yedeÄŸi olan baÅŸarılı oyuncunun o
dönemdeki coach’u Pat Riley, 2006′da verdiÄŸi bir demeçte, verdiÄŸi bu kararı “Coach’luk kariyerinin en büyük hatası” olarak nitelendirmiÅŸ ve hiç bir
zaman unutamadığını itiraf etmişti.8- Vinny Del Negroİsminden
de anlaşılacağı üzere saf bir ABD vatandaşı olmayan Del Negro, İtalyan kökleri olan bir isim. Kendisi, 90′lı yıllarda parkelerde boy gösteren “Manu
Ginobili” olarak da bilinir. Engin Atsür’ün de okuduÄŸu North Carolina State Wolfpack’de NCAA kariyerini geçiren Del Negro, İki sezon Sacramento
Kings forması giydikten sonra İtalya’da Benetton Treviso formasıyla iki sezon geçirdi.
Ardından 6 yıllık San Antonio Spurs macerası sonrası dört maçlığına Teamsystem Bologna forması
giyen 1.93′lük guard, 1999-2001 yılları arasını da NBA’de geçirip emekli oldu.Özellikle, 1992′de lig ÅŸampiyonluÄŸu yaÅŸadığı Benetton formasıyla
65 maçta 25.4 sayı ve 4.4 ribauntluk ortalamaları, Avrupa macerasının ne kadar iyi geçtiğinin göstergesi. O dönemki İtalya liginin de, kalite anlamında bugünkü İtalya Ligi ile alakası olmadığını, çok
sayıda şampiyonluk adayının devrede olduğunu hatırlatmak lazım.7- Anthony
Mason90′lı yıllar ve 2000′lerin başında NBA’in gözde forvetlerinden olan
Anthony Mason, profesyonel kariyerinin ilk dönemi olan 1988-1989 sezonunu Marinos de Oriente ve Efes Pilsen’de geçirdi.Ardından NBA’de New Jersey Nets, Denver Nuggets, New York Knicks, Charlotte Hornets, Miami Heat ve Milwaukee Bucks takımlarında geçiren solak oyuncu, bir kez All-Star bir kez de NBA’de “En İyi 6. Adam” ödüllerini almıştı.EÄŸlencesine olan düşkünlüğüyle bilinen Mason’ın, Knicks’ten Hornets’e geçtiÄŸi 1996 yılında düzenlenen basın
toplantısında bir gazetecinin “New York’tan Charlotte gibi sıkıcı bir ÅŸehre gidiyorsun. Bu konuda ne söyleyeceksin?” ÅŸeklindeki sorusuna “Åžaka mı
yapıyorsun. Ben İstanbul gibi bir ÅŸehirde yaÅŸamış adamım” demiÅŸ biri aynı zamanda.Efes Pilsen kariyeri boyunca parke dışı hayatıyla
bilinen, hatta büyüklerimizden duyduÄŸumuza göre idmana kasaturayla gelmiÅŸliÄŸi olan (Evindeki kanepeyi pencereden attığı da söylentiler arasındadır…)
Mason’a fazla dayanamayan rahmetli coach Aydan SiyavuÅŸ, 75 bin dolara gelen bu oyuncuya kapıyı göstermiÅŸ ve ertesi sezondan itibaren Anthony Mason,
Efes Pilsen günlerinin aksi performanslarla ligde yer edinmiştir.6- Josh
ChildressJosh Childress, bu listedeki diğer 9 isimden daha büyük bir
oyuncu deÄŸil ancak yine de Avrupa’ya geliÅŸi büyük ses getirmiÅŸ bir oyuncu. Yaşıtı olan çoÄŸu NBA
oyuncusunun aksine, NBA kariyeri daha baÅŸlamadan ya da sonunda Avrupa’ya gitmek yerine genç
denebilecek bir yaÅŸta (25) Avrupa’ya Olympiakos takımına geldi. 3 yıllık net 20 milyon dolar ücrete “Evet” demesi aslında NBA’de alamayacağı bir teklifti. Ancak çoÄŸu oyuncu, daha az paraya NBA’de kalabiliyordu. Yine de o bu Avrupa deneyimini denemeye karar verdi ve 2008-2010 yılları arasında iki sezon Pire ekibinde forma giydi.
Atletik özellikleriyle rakipleri karşısında genelde avantaj sağlardı ancak yine de büyük maçlarda takımına zafer kazandıran, kupa getiren oyuncu
olamadı. Ardından 2010-2011 sezonu öncesi Phoenix Suns formasıyle NBA’e dönüş yaptı.Avrupa’da boy gösterdiÄŸi dönemde, maç haberleri, yaptıkları hep ABD
basınında takip edildi. Bu sayede Olympiakos da NBA camiasının tanıdığı Avrupa kulüplerinden
oldu.5- Steve Francis2000′lerin başında, harika baÅŸlayan NBA kariyeri sert bir düşüşle “ÅŸimdilik” sonlandı. Houston Rockets’ta Yao Ming ile çok iyi bir ikili
olmuÅŸlardı. 1.91′lik boyuna raÄŸmen yaptığı smaçlar gözlerimizin pasını silerdi. Skor anlamında sıkıntı yaÅŸamazken Yao Ming’i besleyerek asist hanesini de zenginleÅŸtirirdi.Ancak Rockets, Rudy Tomjanovich’in
yerine takımın başına Jeff van Gundy’i getirince iÅŸler deÄŸiÅŸti. Tracy McGrady’i Teksas yollarına düşüren dev bir takasla 2004-2005 sezonu öncesi Orlando Magic’e takas oldu. Buradaki iki sezonu, istatistik anlamında çok kötü deÄŸildi ancak bir türlü
mutlu olamadı ve New York Knicks’e takas oldu. Burada da esk günlerini aratan “Stevie Franchise”
Rick Adelman yönetimindeki Rockets’a dönüş yaptı ancak tendon sakatlığıyla sezonu kapattı.Ardından hakları Memphis Grizzlies’a takas edildi.
Grizzlies da kendisini serbest bıraktı. NBA kapılarının kendisine bir bir kapandığını gören bir
zamanların yıldız ismi, son zamanların modasına uydu ve Çin’in Beijing Ducks takımıyla iki yıllığına
anlaÅŸtı.O da Iverson gibi henüz bitmediÄŸini, NBA’de oynayabileceÄŸini ispatlamak için Asya topraklarında var gücüyle mücadele edecek.4- Stephon MarburyMarbury yetenekli, All-Star maçları görmüş bir oyuncuydu
ancak saha dışında sorunlu bir kiÅŸilik oldu. Özellikle 2004-2009 yılları arasında formasını giydiÄŸi, doÄŸduÄŸu ÅŸehrin takımı New York Knicks’te, Larry Brown ve Isiah Thomas ile yaÅŸadığı sorunlar basketbolunun önüne geçti. En
sonunda da Mike D’Antoni takımın başına geçti ve Chris Duhon’u tercih edip Marbury’i takımdan sildi. Hatta iÅŸ öyle bir noktaya geldi ki Knicks
idmanlarına dahi katılması yasaklandı. Böylece popülaritesi de iyiden iyiye dibe vurdu.Knicks yönetimi ile anlaşıp yollarını ayıran ve serbest kalan Stephon Marbury’e 2009 yılında, veteranlar ordusu
kuran Boston Celtics bir şans verdi ve 2008-2009 sezonunu orada tamamladı. Bir sonraki
sezon ise Celtics’in veteran minimum kontrat teklifini yetersiz bulan veteran guard, Ocak 2010′a kadar basketboldan kopuk kaldı. Ardından, boÅŸtaki NBA yıldızlarına teklif götürerek liglerinin popülaritesini artırmak isteyen Çin’in Shanxi Zhongyu Brave Dragons takımı ona kucak açtı. O sezon 15 maçta 22.9 sayı, 9.5 asist ve
2.6 top çalma ortalamalarını tutturan Marbury, geçtiÄŸimiz Temmuz ayında takımıyla 3 yıllık kontrat yeniledi. Hatta kulübün, “Starbury” markalı
ayakkabılarla bu birlikteliği paraya çevirmeye çalıştığı gözlemleniyor.3- Byron
ScottMagic Johnson, James Worthy ve Kareem Abdul-Jabbar’dan oluÅŸan
unutulmaz Los Angeles Lakers’ın ÅŸutör guardı idi Byron Scott. Lakers ile kazandığı 3
ÅŸampiyonluk yüzüğü belki de NBA hedeflerinin tutmasını saÄŸladı.Scott 36 yaşında ise bir yıllığına Panathinaikos’a gitti. O dönem, Dominique Wilkins
Teamsystem Bologna’da iken bir diÄŸer NBA yıldızı olarak Avrupa’da boy göstermesi ise bugün bu konuda
yaşadığımız zenginliğin temellerinin atıldığı adımlar olarak bilinmektedir.Pana formasıyla o sezon lig şampiyonluğu yaşayan yıldız oyuncu,
23 maçta 18.3 sayı ortalamasıyla oynamıştı.2- Dominique WilkinsAllen Iverson gelene dek benim için bu listenin bir numarası Dominique Wilkins idi. Babasının ordudaki görevi nedeniyle Paris’te doÄŸan Wilkins, NBA tarihinin en atletik isimlerinden oldu ve bu yönüyle Michael Jordan ile kıyaslandı. Hatta All-Star
haftasonu etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen smaç yarışmalarında Michael Jordan’ı geçtiÄŸi zamanlar da oldu. Jordan baÅŸta olmak üzere çok ciddi
rakiplere raÄŸmen 2 kez smaç sampiyonu olması onun bu alandaki yeteneÄŸinin en büyük ispatıdır. 9 kez All-Star, 1 kez ligin Sayı Kralı olan Wilkins, 1995-1996 ve 1997-1998 sezonlarında sırasıyla Panathinaikos ve Teamsystem Bologna formalarını giydi. Özellikle Yunanistan’da geçen 1996 yılında Yunanistan Ligi, Kupası ve
Euroleague ÅŸampiyonlukları yaÅŸayıp Yunanistan ve Euroleague’de MVP ödüllerini topladı.Teamsystem Bologna formasıyla bir Ülkerspor maçı için
İstanbul’a geliÅŸi, o dönem henüz internet baÄŸlantımın olmamasına raÄŸmen televizyon ve basketbol dergileri sayesinde onu tanımamdan ötürü o maça okul
çıkışı heyecanla gidiÅŸimi dün gibi hatırlarım.1- Allen IversonVe “The
Answer”… YaÅŸadığı onca soruna raÄŸmen bir sene önce Iverson’ı deÄŸil Türkiye’de, NBA dışında düşünmeyi kim düşünebilirdi? Tamam belki 35 yaşında ancak basketbol olarak bitmediÄŸini
kanıtlamayı amaçlıyor. Güzel bir ülkede, her ÅŸeye sahip olacağı bir ÅŸehirde (Bu sözüm Anthony Mason’a…) mutlu bir hayat yaÅŸamaması için hiç bir
neden yok. Çin’i de zaten bu yüzden reddetti. Daha az paraya, Türkiye’yi seçti.Bilen bilir.
Bilmeyenler ise Youtube’da onun öldürücü crossover’larını izlesin. Belki bu yaÅŸta o hünerlerini sergileme ÅŸansı pek sık olmayacak ama BeÅŸiktaÅŸ Cola Turka’da geçireceÄŸi dönem zarfında onu savunacak onlarca isim, muhtemelen
gençliÄŸinde Allen Iverson posterleriyle odalarını donatmış, onun tarzını benimsemiÅŸtir. Iverson’ın,
ABD’deki imza törenini ESPN dahil onlarca ABD kanalı yerinde izledi ve onun İstanbul’a adım attığı anda yaÅŸadığı her ÅŸey an be an ABD’de haber oldu.
Sosyal aÄŸlarda en çok konuÅŸulan konular arasına girdi onun bu kararı…Allen Iverson
gibi, NBA’de “Yılın MVP’si” olmuÅŸ, 4 kez “Sayı Kralı” ve 11 kez “All-Star” seçilmiÅŸ bir süper
yıldızın getireceÄŸi popülarite, reklam, heyecan ve taraftarı ancak Kobe Bryant, LeBron James, Shaquille O’Neal ve Dwyane Wade’i getirtirsen saÄŸlarsın. Bu bakımdan sadece ligimiz deÄŸil Avrupa, çok özel bir
oyuncuyu izleme şansına sahip oldu.

Kategoriler